Gecmis asla ölü degildir.
Hatta gecmis, gecmis bile degildir.
WIlliam Faulkner
Insanlarin birbirlerini yakindan taniyip bildigi aile apartmanlarindaki o simsicak komsuluklardan sadece huzur ve güven dogmaz. Bir zaman sonra bu sicak yakinliklar, sessiz ve mukaddes bir suc ortakligina da dönüsür. Herkes her seyi bilir ve bu yüzden herkes hep birlikte susar.
Kirli sirlar, bastirilmis hirslar, sakatlanmis arzular, edepsiz iliskiler, ölümcül tutkular... Hepsi bir apartmanin arka bahcesine elbirligiyle gömülür ve cürümeye terk edilir. Ne var ki bazi sirlar toprakta cürümez; köklenir, filizlenir ve bir baykusun hafizasina yerlesir.
Mehmet Akif Ersoy Apartmani, tuglalardan örülmüs bir bina degildir yalnizca. Kapilari iceriden kilitlenmis, kokusmus bir gecmisin hafizasidir ayni zamanda.
Arka bahcedeki cinar agacina tüneyen baykusun bildikleri, bu kez bilgelige degil, lanete dönüsecektir. Cünkü kötülük disaridan gelmeyecektir, esikte ayakkabilarini cikarip kirk yillik bir hatirla iceri girecektir.